Marco Polo, sekiz asır önce söylemiş ve Seylan’ın dünyanın en güzel adası olduğunu anlamanızı istiyorum demiş. Nedenini de şöyle açıklamış: Nehirlerinden yakutlar, safırler, topazlar. ametistler, garnet’Ier akıyor.” 0 zamandan bu zamana pek az değişmiş; en azından, nehirlerinden yakutlar, safırler akıyor. o yüzden yeni adıyla Sri Lanka’ya Hint Okyanusu’ndaki “Mücevher Kutusu” demek yanlış olmaz. Sinbad’ın batan gemisinden sonra sığındığı bu ada hM öyküde anlatıldığı gibi leoparlar, siyah ayılar, dev filler, timsahlar, maymunlar ve makaklarla vahşi bir ada. Eskiye göre tek farkı, nüfusunun hızla artması, küçük adanın yaban coğrafyasının, artan nüfusun baskısıyla giderek daralmaya başlaması.
Rivayetlere göre Adem, cennetten kovulunca, oraya en çok benzeyen yer olarak bu adayı görmüş ve Sri Lanka’ya inmiş. Bu yüzden, Sri Pada’da dev bir ayak izine benzeyen tepe, her gün binlerce kişi tarafından bir hac yeri gibi ziyaret ediliyor. Ziyaret edenler arasında
Müslümanlar var, ama asıl hac yapanlar Budacılar. Çünkü onlar, bu tepedeki ayak izinin Buda’ya ait olduğuna inanıyor. Sn Lanka’nın dağlık, yani yüksekliği 2 bin metreyi aşan ve adanın merkezindeki bu bölge. aynı zamanda en çok yağmur alan bölge. Nebirlerin kaynaklarının toplandığı yer. Kalu adıyla Hint Okyanusu’na dökülen nehir, geniş bir havzanın içinde bir örümcek ağı gibi irili ufaklı sayısız ırmak ve dereyle beslenerek akıyor. Ve Adem Zirvesi’nin yani Adam’s Peak’in bir vadi ötesinin adı ise Ratnapura, yani cevher-şehir. Bu isim tabii ki de vadinin, değerli taşlar bakımından önemli olmasından kaynaklanıyor. Binlerce yıl boyunca Sri Lanka Adası, değerli taşları bakımından ilgi odağı olmuş.
Batnapura’dalu pazarda değerli taşlar çoğunluk ham halde elden el. Meymantaşı da denilen grena veya uluslararası piyasada bilinen İngilizce adıyla gamet. Sri Lanka’da en çok çıkanlan yan değerli taş grubu. Madenden yeni çıkarılmış haliyle Safir. yerli satıcının avucunda işlenmiş, kesilmiş haliyle alıcı bekliyor..
Masallar konu etmiş onu. Zengin ve görkeml krallıklara sahip olmuş. Ratnapura bölgesinde, cangılın içine, Pirinç tarlalarının ortasına, nehiılerin kıyısına sayısız miktarda maden gizlenmiştir. Bunlardan bazılarını yoldan geçerken görebilirsiniz, bazıları da sık ağaçların arkasında kalmıştır. Bu madenlerde hala bin yıl önceki teknikle değerli maden çıkarılır.
Ratnapura’ya, yoğun yağmurların altında, hatta sel altında, insanları alıp götüren taşkınlar Dinmeyen yağışlar yüzünden bataklığa dönüşmüş arazide bu madenleri.. Çamurun içinde, çamurlu suyun içinde, taşları eledikieri eleklerin içinde pırıltılı taş arayan ve bahtiyarının parlaklığı ya da matlığı. gözlerinin dikkatine ve avuçlarının hassasiyetine bağlı madenci işçiler… Uzmanlar, Sn Lanka’nın sahip olduğu değerli taş çeşitliliği bakımından yeryüzünde eşsiz olduğunu belirtiyor. Davud’un Oğlu Kral Süleyman. Seba Kraliçesi’ne Seylan mücevherleri armağan etmiştir derler. o tarihten bu yana adanın cevherteri, rivayetlerin, masalların, seyyahların, hükümdar ve din adamlarının tutkusu olmuş.
Adanın merkezindeki dağlık bölgede iki milyar yıl önceki dönemden kalma kayaların nehirlerle birlikte akması. Çökeltilerin milyonlarca yıl boyunca cevherlerle birlikte birikmesi, Ratnapura bölgesindeki değerli taşların yerbilimsel sırrını açıklıyor. Cevherler ne yok yükseklerde aranıyor ne de iyice aşağılarda. Çünkü çok yükseklerde henüz çökeltiler oluşmamış oluyor. Aşağılarda ise çökeltiler, artık değerlı taşları geride birakı’mş oluyor. Çünkü değerli taşların diğer taşlardan farkı, daha ağır olmaları… Bu yüzden suyla birlikte fazla aşağıya gitmeden yükseklerde kalıyor. Zaten Sn Lanka’daki değerli taş madenciliği de yakutların, safirlerin, diğer değerli taşların bu özelliklerine dayanmıyor. Ağaç dalları ve yapraktan yapılma eleklerde çamurlu suyu ya da taşlı suyu devamlı olarak çeviren madenciler, beş dakikayı bulan eleme işleminden sonra, avuçlarının içinde kalan ağır ve kalın taşları, bu defa göz yardımıyla eliyor ve içlerinde değerli taş varsa onları buluyor.
Zaten Ratnapura’da bulunan her yakutun, safirin. zümrüt bu adada çıkmıyor. ‘her değerli taşın yarısı işçilerin oluyor. 3ulan işçinin değil, çalışan bütün işçilerin. Madencilerin ve hatta öğle yemeğinde ,onlara pilav hazırlayan aşçının oluyor. Maden sahibi, satılan değerli taşların parasının yarısını çalışanlara dağıtıyor. Onlara bir de yemek veriyor. Başka da bir ödeme yapmıyor. Benim konuştuğum genç bir maden sahibi, yeni açtığı madene iki yüz bin dolar harcadığını ve henüz, ne işçilerin ne de kendi yüzünün güldüğünü söylemişti. Bütün yıl yağan yağmurlar, coşkun nehirler, kayalarda “erozyon” meydana getiriyor ve işte bunlar değerli taşların kaynağını oluşturuyor. Ne var ki çamurlu suların, yerin otuz metre dibine inen kuyuların içinde, bütün gövdeleriyle pırıltı arayan Sri Lankalı maden işçilerinin ellerini her attıklarında bir safıre ya da başka kıymetli taşa rastlamadıklarına tanık olabilirsiniz.. Bu hem iyi. hem kötü… Çünkü değerli taşların değeri, biraz da az bulunmasına bağlı. Bu yüzden durumdan çok da şikayetçi değiller gibi gözüküyorlardı. Çünkü bu adada, baht madencilere eşit olarak dağıtılmış. tl. Yine de avuçladıkları, kürekledikleri, derinlerden çıkardıkları kaburlar içinde en çok umut bağladıkları mavi ve san renkli olan, kendilerinin ilam dediği, hemen yüzeydeki çamurlardı. Bu çamurun içinden minik topaklar halinde bulunan değerli taşların, daha değerli olması için. temizlenmesi, yontulması, kesilmesi ve hatta daha sonra bir bedeni süsleyecek hale getirilmesi gerekiyor. Yerin altına doğru açılan,
bambu kamışlar ve diğer ağaçlarla güçlendirilmiş geniş kuyular, bu kuyular arasındaki karanlık dehlizler. aslında madencilenn buldukları “antik nehirler” anlamına geliyor. Yüzyıllar içinde yatak değiştiren, kaybolan, örtülen bu hayalet nehirler, değerli taşların en önemli ya, akları aynı zamanda.
Bu dehlizler, sürekli olarak tulumbalarla, pompalarla sularından arındırılıyor, dinmek bilmeyen yağmur sularınan arındınlıyor ve böylece içinde hem güvenli çalışmanın hem de değerli taşları korumanın koşulları yaratılmış oluyor. Madende artık taş kalmadığına kanaat getirildiğinde ise kuyular kapatılıyor ve her şey eski haline getiriliyor. üzerindeyeniden pirinç ekiliyor, kimse bir daha madenin yerini bulamıyor. Başkent Kolombo’ya 100 kilometre mesafede bulunan Ratnapura. beyaz ve mısır çiçeği şeklindeki mavi safirleriyk tanınıyor. Safir, mavinin bütün tonları. nı taşıyor. Aynı çamurun içinden sarı.pembe, mor, yeşil ve özellikle turunculu pembeli taşı çıkarılıyor. Topaz, parlak sarı renkte. safran sarısından koyu kahveye değişen renkte grossular taşı, sarı-turuncu spessartin, mavi- kırmızı pyrope, kırmızından kahveye değişen kızıl almandin, pek çok renkte bulunan zircon taşı, sarı kedigözleri. aytaşı. spinel bulunuyor. Ratnapurada 500 karat, yani yumruk büyükİüğünde kedigözü taşı bulunmuş.
Öğrendim ki. maden sahiplerinin çoğunun, birden fazla yeri var. Bu madenciler ayrıca, değerli taş alım satımı, çay tarlası sahipliği gibi işlerle de uğraşıyorlar. Bir madende ortalama 12-15 işçi çalışıyor. Maden açmak için araziyi devletten, vergi karşılığı kiralıyorlar.
Dünyanın en değerli nesnesi, azaltılarak güzelliği ortaya çıkartılır. Yontucu. elması veya safin veya yakutu veya başka bir değerli taşı. cevherinin içinden kopanr. Çamurundan. k.ayasından temizler. Fazlalıklarını atar. Özünü, yani yalnızca elmas, yalnızca safir, yalnızca yakut olanı bırakır. İlk büyük yontma, ilk büyük temizlik budur. Ne var ki yontucu, avuçlannın içindeki bu değerli taşı, henüz gizilgüç güzelliğiyle elinde tutmaktadır. Asıl güzelliği bu değerli taşı uyumlu çizgilere. ışıkla uyumlu çizgilere, bakışla uyumlu çizgilere. aslında kimse gözleriyle göre. mez ama ruhla uyumlu çizgilere kavuşturarak ortaya çıkartabilirsiniz. Yontucu, kaynağını asla bilmediği, gözleriyle göremediği ama hissettiği o çok kenarlı, çok köşeli çokgcni ortaya çıkartır. Alt ve üst tabanları bazen birbirine koşut keser. bazen birbirine dik keser, yanal ayrıntıları eşitler. ışığın küçük yollarını elmas ucuyla biçip ortaya çıkarır. Tıpkı insanın bedeniyle ruhu arasındaki uyumu yakalar gibi. duyguları, arzuları ve korkulan arasındaki uyumu. ışıksal uyumu yakalar gibi. Ustalığını parmağının uçlarında yoğunlaştırıcı biçici. Elindeki küçük elmas ucuyla, birbirine göz kırpan ışıklar duvarları arasındaki uyuma benzer uyumu yaratır. Bu uyumun geometrisi, bilincimizin derinliklerinde, ruhumuzun ışık girmeyen boşluklarında, asıl-örnek olarak bulunuyor olmalıdır. Biçici. bir benzerini yapmaya çalıştığının asıl-örneğini ruhunun derinliklerinde hissederek görüyordur. Değerli taş yontulduğunda, onun değeri asıl o zaman ortaya çıkar; bir kere. güzeldir, sonsuza değin dayanıklıdır ve nihayet, enderdir. Belki bu yüzden Binbir Gece Masalları’nda, değerli taşlar ve mücevherler. maddi ederleriyle değil. sonsuza ulaşmaya daha uygun, simgelediği erdemlerle öne çıkar. Örneğin son olarak, dedim ki: ‘Bilir misiniz, Binbir Gece’de bir öyküde, Karada Yaşar balıkçı Abdullah’ın ağına. Denizde Yaşar Abdullah adında bir adam-balık takılır ve onunla dost olur. 0 öyküde adambalığın. karadaki dostuna denizden sepet sepet değerli taş sunduğunu anımsa. Bu taşlar erdemi simgeler. Diğer öykülerde de çoğunlukla böyledir. Bu yüzden, güzel ve değerli mücevherler, en çok da. erdem bakımından güzel kadına yakışır! Eğer gerçekten Nurcihan gibiyse!
Hiç Benzer yazı Yok